Kusursuz Görünme Çabası
- Tuğbanur Eroğlu

- 2 Ara 2025
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 Ara 2025

Bir adam, bir terziye gidip takım elbise dener. Aynanın karşısına geçtiğinde, yeleğin alt kısmının yamuk olduğunu fark eder. “Ah, bu önemli değil,” der terzi. “Sadece sol elinizle aşağıya doğru çekiştirin, kimse fark etmez.”
Adam bunu yaparken ceketin klapasının kıvrıldığını görür. “O mu? Hiç dert etmeyin. Başınızı biraz eğin, çenenizle bastırın, düzelecektir.”
Adam bu yönteme de uyar, fakat bu sefer pantolonun iç dikişlerinin kısa, arkasının da epey sıkı olduğunu hisseder. “Bunun da çözümü var,” der terzi. “Sağ elinizle biraz aşağı çekin, her şey mükemmel görünecek!”
Adam, terzinin söylediklerini yaparak takım elbiseyi satın alır. Ertesi gün, parkta yürürken, bir eli yeleği, diğeri pantolonu çeker; çenesiyle ceketi bastırır, eğri büğrü bir şekilde aksayarak yürür.
İki yaşlı adam, dama oynarken onu fark eder. “Vah zavallı,” der biri. “Ne kadar sakat görünüyor!”
Diğeri bir an düşünüp mırıldanır: “Evet, ama asıl merak ettiğim… Böyle güzel bir takımı nereden aldı acaba?”
Bu hikâyedeki takım elbise, hayattaki rollerimizi temsil ediyor. “Ne harika bir anne!” “Ne fedakâr bir evlat!” “İşinde ne kadar başarılı bir doktor!” gibi övgüler uğruna, içimizde bir şeyleri eğip bükerek kusursuz görünmeye çalışıyoruz.
Ancak bu çaba, tıpkı adamın zorlanarak yürüyüşü gibi, zamanla ruhumuzu ve hayat enerjimizi tüketiyor. İçten içe hissettiğimiz eğretilik, sakatlık gibi dışa yansıyor.
Kusursuz Görünme Çabasının Gizli Bedelleri
Kronik Tükenmişlik ve Enerji Kaçağı
Her rolü “mükemmel” oynama çabası kişide sürekli bir performans hali yaratır. Her insan ilişkisine “hazırım” maskesi takmak, evde bile gevşeyememek, sessiz kaldığın anda bile “daha iyi olmam lazım” diye düşünmek…
Bu tetikte olma hali sinir sistemini sürekli tehdit modunda tutar. Adrenalin ve kortizol artık “kısa süreli” değil, yaşam tarzı hâline gelir. Enerjin gün içinde değil, yıllar içinde tükenir.
Kendi İhtiyaçlarından Kopmak
Başkasına iyi görünme uğruna kendi bedeninden, duygundan, isteklerinden uzaklaşırsın. “İyi anne” olmak için yorgunluk sinyallerine rağmen kendini zorlamak, “Güçlü kadın” görünmek için destek istememek, “Fedakâr evlat” olmak için sınır koyamamak…
Uzun vadede beden sinyallerini okuyamaz hâle gelirsin; ne istediğini bile hatırlamayacak kadar rolüne gömülürsün.
Öfke Birikimi ve Pasif Agresiflik
İçteki ihtiyaçlar görülmediğinde dışarıya doğrudan çıkamaz; bu kez sızar: Sebepsiz sinir patlamaları, küçük şeylere tahammülsüzlük, “Ben hep veriyorum, kimse beni görmüyor” düşüncesi…
Bu öfkenin gerçek sorumlusu insanlar değil; kendine giydirdiğin o eğri büğrü takım elbise. Çıkaramadığın maskeler.
Kimlik Erozyonu
Sürekli “rol” oynadığında zamanla şu sorunun cevabını kaybedersin: “Ben kimim? Ben ne istiyorum?” Kendinle bağlantın kopunca rolün sendeki boşluğu doldurur. İnsanlar seni seviyor gibi görünür ama sen bilirsin: Seni değil, oynadığın versiyonunu seviyorlar.
Aşırı Kontrol ve Kaybetme Korkusu
Mükemmel görünen personayı sürdürme baskısı, kontrol ihtiyacını artırır: Duygularını kontrol etmek, görüntünü kontrol etmek, sosyal ilişkilerini kontrol etmek, insanların seni nasıl algıladığını kontrol etmek
Kontrol = güvenlik sanırsın ama gerçekte
kontrol = yorgunluk + kaybetme kaygısıdır.
Yakın İlişkilerin Sığlaşması
Maskeleri uzun süre taşımak ilişkilere şöyle zarar verir:
İnsanlar sana yaklaşamadığını hisseder, samimiyet azalır, herkes seni “güçlü, her şeyin altından kalkan” biri sanır, yardım göreceğin yerde hep veren taraf olursun. En sonunda da “Benim kimsem yok” yanılgısına düşersin—ki aslında olan şu: Kimse seni gerçek hâlinle tanımıyor.
Uzun Vadeli Psikosomatik Bedeller
Bu roller ve baskılar birikince beden konuşmaya başlar: Kalça ve bel bölgelerinde kronik ağrı (yük ve kontrol temalı), göğüs sıkışmaları, nefes darlığı, migren ve çene sıkma, tükenmişlik sendromu, motivasyon kaybı, uyku bozuklukları...
Beden “artık bu takımı taşımıyorum” diye isyan eder.
Bu hikâyedeki adamın sakat gibi görünmesinin sebebi sakat olması değildi. Kendisine uymayan bir rolü, “mükemmel görünsün” diye zorlayarak taşımaya çalışmasıydı. Bizim hayattaki sakatlıklarımız da genelde böyle. Kendimize giydirdiğimiz personanın ağırlığı bizi eğip büküyor.
Peki ne yapmalıyız? Bu konu terapi romantizmiyle değil, ancak kişisel bir stratejiyle çözülür. Aşağıdaki maddeler ise “pozitif düşün, içini dinle” gibi boş tavsiyeler değil; uygulanabilir, somut, net adımlar.
Önce Rolü Tespit Et: “Hangi elbiseyi giyiyorum?”
Kendine şu soruyu sor:
İnsanların beni nasıl görmesini istiyorum? Güçlü?, Fedakâr?, Mükemmel?, Bilge?, Cool?
Bu görüntüyü korumak için nelerden vazgeçiyorum?
Yapmasam da bir şey olmayacak şeyleri sadece başkaları için yapıyor muyum?
Rolü bulmadan çözüm yok. Çünkü kişi maskesini çıkarmadan önce maskenin ne olduğunu fark etmek zorunda.
Her Rol İçin Küçük Bir “Bozma” Deneyi Yap
Bu çok etkili bir tekniktir: Bir günlüğüne o rolde mükemmel davranmayı bırak.
Örneğin:
Hep dinleyen kişiysen, bir gün dinleme.
Sürekli yapan kişiysen, bir gün yapma.
“Sorun çözme” insanıysan, bir gün çözme.
Sonra gözlemle: Kaç kişi gerçekten bozuluyor? Kaç kişi fark etmiyor bile? Kaç kişi bunu senden zaten beklemiyordu? Bu deney sana şunu öğretir:
Maskeyi senin kadar kimse takıntı hâline getirmiyor.
İç Sinyallerini Geri Yükle (Neyi İstiyorum, Neyi İstemiyorum?) Maskeyi en çok öldüren şey budur:
“Kendi ihtiyaçlarını hissetmeme hâli.”
Bunu geri kazanmanın yolu: Her kararda şu iki soruyu sor:
*Bunu yapınca enerji mi kazanıyorum yoksa kaybediyorum?
*Bunu yapmamam hâlinde gerçekten hayatımda ne olur?
“İyi biri gibi görünmek” için değil, “Gerçeklik” Üzerinden İletişim Kur
Bu zor ama kritik bir adımdır.
Artık şöyle şeyler söylemeye başla:
“Şu an yorgunum, bunu yapamayacağım.”
“Bu beklenti beni zorluyor.”
“Ben böyle davranmak istemiyorum.”
Bu cümleler, ilişkilerde filtre görevi görür. Kimi uzaklaştırır, kimi yakınlaştırır. Ama sana şunu garantiler: Yakında kalan insanlar gerçek seni görmeye başlar.
Standartlarını Yeniden Tanımla (Seni bitiren şey MÜKEMMELİYET)
Her rol için kendine “minimum viable version” tanımla.
Mesela:
İyi anne = Her an orada olan biri değil; gerektiğinde yanında duran biri.
Fedakâr evlat = Her şeyi yapan değil; gerektiğinde destek olan.
İşinin ehli insan = Her zaman kusursuz değil; tutarlı ve öğrenmeye açık olan.
Mükemmeliyet insanı öldürür. İyi yeterlidir. (Kulağa basit gelir ama uygulaması hayat değiştirir.)
Beden Sinyallerini Ciddiye Al
Ruhun konuşmadığı yerde beden bağırır. Yorgunsan dur. Sinirin tutuyorsa sınır koy. İçin sıkılıyorsa ortam değiştir.
Kendine şunu öğret: Bedenim “hayır” diyorsa, cevap hayırdır. Bedenin yalan söylemez — ama personan sürekli yalan söyler.
Kendine Uyan Yeni Bir “Takım” Dik
Boşlukta kalmamak için yerine yeni bir kimlik koy:
Enerjimi koruyan biri
Dürüst biri
Sınırları olan biri
Kendini seven biri
Ne hissettiğini duyan biri
Bunu günlük niyet haline getir: “Bugün kendime uyumlu davranacağım.” Bu, yıllar boyunca taşıdığın zoraki maskeleri çözmeye başlar.
Bu adımları uygularsan, yıllardır içini acıtan, ruhunu geren “o eğri büğrü takım elbise”yi çıkarıp kendi bedenine göre dikilmiş bir yaşam kalıbına geçersin.




Yorumlar