top of page

Vasalisa

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğbanur Eroğlu
    Tuğbanur Eroğlu
  • 22 Oca
  • 2 dakikada okunur


Vasalisa, bildiğimiz Külkedisi masalının Rus versiyonudur. Annesi ölüm döşeğindeyken Vasalisa’ya, aynı küçük kızın kendisine benzeyen bir oyuncak bebek verir. Yol ayrımlarında, karar aşamalarında ona danışabileceğini, oyuncak bebeğin de ona her zaman doğru yolu göstereceğini anlatır ve onu hiç yanından ayırmaması gerektiğini tembihler. Annesini kaybettikten sonra ise üvey annesi ve üvey kız kardeşleriyle birlikte yaşamaya başlar. Üvey aile, Vasalisa’nın içsel ışığını ve doğallığını tehdit olarak algılar; onu ağır işlere zorlar, sonunda da ateşi söndürüp karanlık ormana, Baba Yaga’ya gönderir. Annesinin ölmeden önce verdiği küçük oyuncak bebek, Vasalisa’nın tek desteğidir. Bu bebek, ona yol ayrımlarında ne yapacağını fısıldar; Vasalisa, korkuya rağmen bu sesi dinleyerek ilerler.


Baba Yaga’nın evinde Vasalisa’ya neredeyse imkansız görünen görevler verilir. Vasalisa, aklıyla değil; cebindeki bebeğe sorular sorarak yani sezgisiyle, sabrıyla ve iç rehberliğiyle bu görevlerin üstesinden gelir. Sonunda ateşi alarak eve döner. Ancak bu ateş yalnızca ocağı değil, gerçeği de yakar: üvey annenin ve kız kardeşlerin gizli kötülüğü açığa çıkar ve yok olur. Vasalisa, masaldan çıktığında artık eski hâlinde değildir; kendi iç ışığını tanımış, ona güvenmiş ve onunla yol almayı öğrenmiştir.



Sezgilere Kulak Vermek

Masalın merkezindeki oyuncak bebek, romantik bir nesne değil; içsel sezginin somutlaştırılmış halidir. Bu sezgi, yüksek sesle konuşmaz. Mantık gibi kanıt sunmaz, korku gibi bağırmaz. Daha çok “şuradan git”, “burada dur”, “şimdi bekle” gibi kısa ve yalın yönlendirmelerle kendini belli eder. Masalda Vasalisa’nın hayatta kalmasının nedeni zekası ya da gücü değil; iç sesini dinlemekte ısrar etmesidir. Günlük hayatta sezgi çoğu zaman korku ve kaygıyla karıştırılır. Korku acelecidir, telaşlıdır, felaket senaryoları üretir. Sezgi ise sakin, net ve çoğu zaman açıklamasızdır. Korku “ya başına bir şey gelirse?” diye sorar; sezgi “buradan gitme” der ve susar. Bu ikisi arasındaki farkı ayırt edebilmek, masalın asıl öğretisidir.


Yolda İlerlerken: Korku mu, Sezgi mi?

Vasalisa’nın yolu, karanlık ormandan geçer. Bu, yalnızca fiziksel bir karanlık değil; bilinmeyenle, belirsizlikle ve içsel korkularla yüzleşme alanıdır. Masal bize şunu söyler: Sezgi, konfor alanında güçlenmez. Onun sesi, tam da kontrolün kaybedildiği yerde duyulur. Ancak burada önemli bir ayrım vardır: sezgi, kişiyi felç etmez; korku eder. Sezgi hareket ettirir, korku dondurur. Sezgisel bilgi, kişiyi küçültmez. Kaygı ise sürekli olarak “yetersizsin, hazır değilsin, beklemelisin” der.


Ateşi eve getirmek

Ezoterik açıdan ateş, ayırt etme ve arındırma ilkesidir. Vasalisa’nın eve getirdiği ateş, yalnızca ışık değil; gerçeği yakıp ortaya çıkaran bilinçtir. Bu ateş, artık işe yaramayan düşünce kalıplarını, korkuya dayalı bağlılıkları ve sahte güvenlik duygularını yok eder. Sezgi burada bir “bilme” hâlidir; öğrenilmiş değil, hatırlanan bir bilgidir.


Masalın bize bıraktığı en net mesaj şudur:

Gerçek iç ses, kişiyi güçlendirir; korku ise bağımlı kılar. Sezgi, insanı yola çağırır; kaygı onu sürekli yola çıkmamak için bahaneler üretmeye ve yerinde kalmaya zorlar. Rehber içeridedir, ama onu duyabilmek için sessizlik, cesaret ve pratik gerekir. Sezgilere kulak vermek; her sesi dinlemek değil, hangi sesin sana ait olduğunu ayırt edebilmektir. Masal bittiğinde Vasalisa artık kendi iç sesini dinlemeyi, ona güvenmeyi öğrenmiştir.


Yorumlar


  • Behance
  • Youtube
  • Instagram
  • Etsy

© 2025 by Tuğbanur Eroğlu

bottom of page