top of page

Kibritçi Kız

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğbanur Eroğlu
    Tuğbanur Eroğlu
  • 2 gün önce
  • 3 dakikada okunur

Önerilen Şarkı: Madonna - Frozen


Kibritçi Kız masalı, üşümemek için elindeki son üç kibriti de yakarak ısınmaya çalışan, o kibritin ışığında hayalini kurduğu yuvanın, sıcaklığın yansımalarını gören ve sonunda da soğuktan donarak ölen; fakat acıklı ve sert bir masaldır.


Soğuk bir gecede, kimsenin dönüp bakmadığı bir sokakta küçük bir kız durur. Üşümemek için cebindeki son kibritleri birer birer yakar. Her alevde kısa bir sıcaklık, kısa bir hayal belirir: sıcak bir yuva, sevgi dolu bir sofra, korunmuş bir beden… Ama kibritler çabuk söner. Hayaller ısıtmaz. Ve kız, donarak ölür. Kibritçi Kız masalı, hayatta kalmayı hayal etmeye erteleyenlerin, harekete geçemeyenlerin hikâyesidir. Eylem yerine düşe sığınanların, bulunduğu yerden kalkamayıp umutla bekleyenlerin…


Bazı gerçekler, sert hikayelerle anlatılmalı ki hayatın görünmeyen tuzaklarına düşmeyelim. Çünkü hafif düşler, ağır zamanlarda işe yaramaz. Zor koşullarda güçlü hayallere, kararlılıkla atılmış adımlara ihtiyaç duyarız. Clarissa P. Estes’in dediği gibi: “Sıkı zamanlarda sıkı düşlerimiz, gayretle çalışırsak ve sütümüzü Bakire’nin sağlığına içersek gerçekleşen düşlerimiz olmalı.”


Kibritçi Kız, çevresindekiler tarafından değersizleştirilmiş, elindekilerin kıymeti bilinmemiştir. Hayattaki bulunduğu yerine boyun eğmiştir ve çaresizdir. Tamamen köşeye sıkışmıştır. Bu durumu birçok kez hepimiz yaşadık. Gerek aile yanında, gerek arkadaş çevresinde ya da sorunlu fakat bir türlü içinden çıkamadığımız ilişkilerimizde… Hepimizin içinde bir Kibritçi Kız vardır. Üşümemek için elindeki son kibritleri birer birer yakan, her alevde sıcak bir yuva, biraz ilgi, biraz takdir hayal eden… Ve sonunda, tüm hayalleriyle birlikte donup kalan.


İçgüdüleri sağlam olmayan birçok kadın, çaresizlik içinde ortamı bir türlü terk edemeden, elinde kalan son enerjisini saçma sapan fantezilere harcar. Eğer içgüdüleri sağlam olsaydı, yürüyerek başka bir kente gidebilir, gizlice bir vagona binebilirdi.


Çünkü Vahşi Kadın köşeye sıkıştığında çaresizmiş gibi davranmaz; çözüm arar, öne çıkar, pençelerini savurur ve hakkını arar. Fakat Kibritçi Kız, Vahşi Kadın’ı henüz tanımamaktadır. Eyleme geçmek yerine hâlâ fantezilerle yaşama peşindedir ve bitmek bilmeyen “keşke” hayallerine dalar. Kendinden geçmiş bir halde etrafta dolanır. Buna psikolojide disosiyasyon denir. Yani ruhsallığın ve zihinsel yapının çözülerek bütünlüğünün bozulması anlamına gelmektedir. Ortalıkta dolaşan bir beden vardır fakat onun içinde duygu, ruhsallık ve zihinsellik yoktur. Maalesef rahatlatıcı fanteziler bizi öldürür.


Hayatımızda bizi ısıtan, “kendiliğimizi” seven, içimizdeki yaratıcı gücü onaylayan ve cesaretlendiren gerçek insanlar olmalı. Çünkü doyurucu ve yaratıcı bir hayatın sürmesi için beslenmek gerekir, rahatlamak değil. Bu beslenme; hem iç sesimizden hem de dışarıdan gelen destekten oluşur. Bu cümlelerle bir Kibritçi Kız’ı hemen tanıyabilirsiniz;

“Bir gün… olunca halledeceğim.”

“Çocuklar biraz büyüsün, kesin ayrılacağım.”

“Belki biraz değişirse, ilişkimiz de yoluna girer.”

“Yeterince alanım yok, vaktim yok ki sanatımı icra edeyim…”


Ya da üniversiteye gitmeye karar vermiştir fakat vakti yoktur. Resim yapacaktır, ev küçüktür, öncelik tanımaz. Düşlerle dolu onca defteri vardır fakat hiçbirini eyleme dökemez. Terk etmesi, başlaması, durması, gitmesi gerektiğini çok iyi bilir ama asla yapamaz.


Kibritçi Kız olmamak için büyük bir eylem şart olduğunu söyler Estes. O da; sanatımızı, ruhumuzu, hayatımızı beslemeyen hiçbir şeye vakit ayırmamak. Yoksa dosdoğru gidip Kibritçi Kız’ın paçavralarını giyersiniz ve tüm düşünceleri, umutları, yetenekleri, yazıları, desenleri, dansları donduran bir çeyrek hayat yaşamak zorunda kalırsınız.


Hayatımızda bizi ısıtan, “kendiliğimizi” seven, içimizdeki yaratıcı gücü onaylayan ve cesaretlendiren gerçek insanlar olmalı. Çünkü doyurucu ve yaratıcı bir hayatın sürmesi için beslenmek gerekir, rahatlamak değil. Bu beslenme; hem iç sesimizden hem de dışarıdan gelen destekten oluşur.


Beslenme ve rahatlatma arasındaki fark şudur: Eğer karanlık bir dolapta tuttuğunuz için hastalanan bir bitkiniz varsa ve ona hoşuna gidecek bir kaç yatıştırıcı söz söylerseniz, bu rahatlatmadır. Fakat bitkiyi dolaptan çıkarıp onu güneşe koyarsanız, ona içecek bir şeyler verirseniz ve sonra onunla konuşursanız, işte bu beslemedir.


Kendi hayatında beslediğin yerleri ya da konfor alanlarını tespit edebilir misin?


 
 
 

Yorumlar


  • Behance
  • Youtube
  • Instagram
  • Etsy

© 2025 by Tuğbanur Eroğlu

bottom of page