Ölü Ozanlar Derneği
- Tuğbanur Eroğlu

- 16 Oca
- 3 dakikada okunur

Önerilen Şarkı: Cosmic Gate - Seize the Day
“Bilinçli yaşamak için ormana gittim.
Hayatın tüm iliğini emmek için doğaya koştum.
Hayat olmayan şeyleri iteceğim ve öldüğüm zaman
aslında yaşamamış olduğumu görmeyeceğim.”
Henry David Thoreau
Ölü Ozanlar Derneği’nin kitabını ortaokulda okumuştum. Filmini muhtemelen lise yıllarında izledim. İki yıl önce, Selamiçeşme Parkı’nda sahnelenen tiyatro uyarlamasını büyülenmiş halde ve sulu gözlerle izlerken bir kitabın çok küçük yaşlarda okunsa da insanın hayatına nasıl nüfuz edebildiğini, yaşamını nasıl şekillendirdiğini fark etmiştim. Çocukken okuduğum o kitap, beni otantikliğine, dolu dolu yaşamaya, en ufak şeylerden keyif almaya, sıkıcı bir aktivitenin bile içinde bi oyun ve heyecan bulmaya düşkün biri yapmış meğer.
İşte bu yüzden kitaplar, masallar ve mitler ölü metinler değil, yaşayan organizmalardır. Zamanı, yaşı ve bağlamı aşarak insanın iç dünyasında her daim yeniden canlanırlar. Bugün filmi tekrar bu yaşımda ve yine sulu gözlerle izlemek bende yine bambaşka kapılar açtı. O açılan kapılardan süzülen ışıkları ise paylaşmak istedim. Keyifli okumalar.
Ölü Ozanlar Derneği’nin özü, Jung’un bireyleşme sürecinin, bir kahraman yolculuğunun tamamen masallaştırışmış hatta sahneye konmuş hali.. Bu yolculukta John Keating, Jungyen anlamda kusursuz bir rehber arketip. Kahramanı kurtaran değil; ona yön gösteren, aynayı tutan figür. Masallarda bu figür bazen bir bilge yaşlıdır, bazen bir hayvan. Tarotta Büyücü, Matrix’te Morpheus, kimi zaman da Keating gibi bir öğretmendir.
Keating’in farkı ise bilgiyi geleneksel öğrenilmiş olanın dışında öğretmesidir. Ezberleterek değil, yaşatarak, deneyimleterek aktarır. Bunu da hikayelerle, küçük oyunlarla, sembolik eylemlerle yapar. Çocukların eline bilginin anahtarını verir; kapıyı açmak onlara kalır.
Mesela masaya çıkma sahnesi, bir şeyi bildiğini sandığın anda ona başka bir açıdan bakma çağrısıdır. Boş bir alanda sadece yürüyerek tempo tutturması, çoğunluğa uymadan, onay ihtiyacı hissetmeden kişinin kendi adımlarını bulmanın, inançlarını korumanın ne kadar zor olduğunu gösteren sessiz bir deneydir. Çünkü hepimiz kabullenilmek isteriz. Ama bireyleşme, bu ihtiyacı fark edip yine de kendi yolunu seçebilme cesaretidir.
Açılış şiirinin mısralarında geçen “hayatın iliğini emmek” deyiminin ölçüsüzlüğü değil, bilinçli bir derinliği işaret ettiğini de vurgular Keating. Hemen ardından gelen uyarı ise çok önemlidir: “Kemiği boğazına kaçırma.” Yaşamak; hırsla yutmak, hoyratça tüketmek değildir. Özü ayıklamak, temas etmek, sindirmek demektir.
Kitap okumak, bir masalı dinlemek, bir gün batımını izlemek de böyledir aslında. Haftada iki kitabı hızla bitirmek değil; bir cümlede durabilmek, tefekkür edebilmek, cümlelerin arasında kendinle temas edebilmektir. Günbatımını izlerken zihnini susturup sadece o anda olabilmektir yaşamın iliğini emmek. Filmde de tam da böyle gün doğumu ve günbatımı sahneleri var uzun uzun. Sanki o mısralara gönderme yapar gibi…
Derneğin her oturumu şu sözle açılır:
“Bilinçli yaşamak için ormana gittim.”
Orman; Jungyen bakışta, ezoterik sembolizmde, tüm masallarda, hatta rüyalarımızda doğrudan bilinçdışının sembolüdür. Yani sezgilerin, dişil enerjinin, korkuların, gölgelerin ait olduğu mekan. Ama aynı zamanda ilhamın ve potansiyelin de mekanıdır bilinçdışı. Ve bilinçli olmak için, paradoksal biçimde bilinçdışına gitmemiz gerekir.
Bu noktada Knox’un hoşlandığı kıza şiir okuduğu sahne anlam kazanır. Kızdan hiçbir karşılık gelmemesine rağmen Knox mutludur. Çünkü mesele karşı taraf değildir. Mesele, bilinçdışından bilince getirdiği akış. Artık mesele kendisi, o tattığı ilhamın tadı, özgüvenin coşkusu, otantikliğin ve kendi adımlarıyla yürüyebilmenin özgürlüğüdür. İçindeki yaşam enerjisini özgürce akıtabilmiştir. Jungyen anlamda bu, libidonun doğru yere yatırılmasıdır. Dışarıya değil, Kendi içsel yaşamına.
Onay gelmemesi artık bir eksiklik değil; Aksine, o onaya ihtiyacı olmayışı özgürlüğün ve özgüvenin kanıtıdır. Kendi adımlarını bulan kişinin artık onaylarla işi yoktur. Sadece o yolda ona eşlik edecek olanlar kalır, etmeyecek olanlar ise ayrışır.
Ölü Ozanlar Derneği bu yüzden sadece bir film ya da kitap değildir. Bir inisiyasyon masalıdır. Ve bu masal bize şunu sorar;
Kendi adımlarını mı atıyorsun, yoksa başkalarının temposuna mı uyuyorsun? Çünkü hayatın iliğini emmek; kendi özgün yürüyüşünü bulmakla başlar.



Yorumlar