top of page

Sen Hiç…

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğbanur Eroğlu
    Tuğbanur Eroğlu
  • 17 Kas
  • 3 dakikada okunur
ree

Hiç sadece birini anlamak için, yanında olmak için, seni zorlasa da sessizce dinlediğin oldu mu?


Hiç canın istemese de “gönlü olsun” diye bir isteği yerine getirdiğin?


Hiç birinin mutluluğuyla gerçekten mutlu olduğun? Ya da mutsuzluğuyla dertlendiğin?


Hiç sana yapılan haksızlıkları “o da iyi insan ya… herkes değişir” diyerek affettiğin?


Yolda yaralı bir kedi görüp eve taşıdığın, yıllarca yol arkadaşlığı yaptığın?


Ailen sıkıntıda diye elindeki avucundakini hiç düşünmeden ortaya koyduğun?


Birinin psikolojik sorunlarını bile bile, seni bunaltsa da “ne olursa olsun yanındayım. ben bu halde olsam o da yanımda olurdu. Arkadaşlık bunu gerektirir. Sorgulamadan, önyargılı olmadan yanında olmalısın.” diyerek yanında durduğun oldu mu?


Konforsuz tatillerde bile ufacık anlardan mutluluk anları topladığın peki?


Negatif saçan bir arkadaşına zamanında zararını görmene rağmen “kapsayıcı olayım, sevgi her şeyi değiştirir” diye yaklaştığın?


Sürekli seni taklit eden arkadaşını “ne güzel, birbirimize bir şey katıyoruz” diye savunurken, annenden gelen “o kıskanç, uzak dur” sözlerine öfkelendiğin oldu mu?


Manipüle edildiğini bile bile “amaaaan o da öyle biri işte” deyip geçiştirdin mi? Karşı çıkanlara öfkelendin mi?


Hayat tarzı sana hiç uymamasına rağmen, “ama içinde iyi biri var” diyerek ilişkiye devam ettiğin oldu mu?


Hasta olduğu için tüm zamanını feda ettiğin, kendi biricik özel alanından harcadığın?


Kısacası, bunları yaparak çok iyi bir insan olduğunu mu düşündün?


Ama şimdi bir de şunlara cevap ver.


Hiç biri seni anlamadı diye öfkelendin mi?


Tanımadığın biri sana surat yaptı diye alındın mı?


Kamp sevmeyen insanların, senin ilgi alanını paylaşmamasına içerledin mi? O kişinin o deneyimdeki duygu durumundan kendini sorumlu hissettin mi?


O merhametle evine soktuğun patili dostunun familyası için yapılan işkence ve umursamazlıklara öfkelendin mi hiç?


İsteklerini dile getiriyorsun ama yapılmıyor diye öfkelendin mi?


İsteklerin sen talep etmeden yapılmadı diye kırıldın, talep ettikten sonra yapılmadığında ise hem aşağılanmış hem daha da öfkeli hissettin mi? İsteyenin yüzü bir, vermeyenin iki…


Mutsuz birini ayağa kaldırmak için çok uğraşıp, onun kendisi için hiç çaba göstermeyişine sinirlendin mi?


Sen iyi değilken, “ben onlar için neler yaptım” dediklerin ortadan yok oldu diye kızdın mı?


Sana pratikte ve teoride hiçbir şey katmayan insanların senden uzaklaşmasına hem sevindin hem de “bunu asıl ben yapmalıydım” diye öfkelendin mi?


Arkadaşlarının, sana uymayan bir arkadaşının yaşam tarzı yüzünden sana önyargıyla yaklaşılınca kızdın mı? Garip oldu bu cümle ama anladınız.


Gitmek isteyip kaldığın için, kalmak isteyip mecburen gittiğin için… Bütün bunlara hiç kızdın mı?


Saatlerce anlatıp anlaşılmadığın için, sustuğunda da kimsenin seni anlamadığı için öfkelendiğin?


Sen can sıkıntını kimseye yüklemezken, başkalarının sana hissettirdiği yüklerinden bunaldığın olmadı mı hiç?


Peki soruyorum sana, sen iyi, sevgi dolu bir insansan, niye bu öfke, nefret?


O öfke duyduğun her davranış aslında yapmayı çok istediğin ama yetiştirilme tarzı olsun, toplumsal normlar olsun, kendine öyle yada böyle yasakladığın şeyler olabilir mi? “Sen” yapamadığın için öfkeleniyor olabilir misin? Tam da öyle mutsuz olmak, tam da öyle bağırmak, tam da öyle canının istediğini yapmak, tam da “bu manyakla mı uğraşıcam” diyip çekip gitmek, tam da öyle ruhsuz, sevgisiz olmak, tam da öyle bencil, narsist olmak istediğin için olabilir mi? İstediğin için ya da aslında içten içe “ÖYLE OLDUĞUN” fakat “iyilik ve sevgi, sakinlik ve denge” ardına sakladığın için olabilir mi? Bunların tam tersi de var. Herkesle iyi anlaşan insanları karaktersiz diye etiketleyip küçümseyenler, Uyumlu ve ılımlı olmayı tehdit görenler,  Aşina olmadığı bir toplulukta bir bit yeniği, bir açık arayanlar… Bunlara da kendin uyarla gölgesini.


Belki sen de bazen gitmek istiyorsundur.

Bazen bağırmak, taşıyamadığını söylemek, kimseyi toparlamamak, kimsenin duygusunu üstlenmemek…

Bazen bencil olmak.

Bazen ruhsuz görünmek. Bazen ılımlı ve uyumlu olabilmek istiyorsundur, ya da uyumsuz olabilmek. Önündeki masaya bir yumruk koyabilmek…Bazen de hayatın keyfini çıkararak seni irrite eden insanlar gibi küçük şeylerle mutlu olmayı başarabilmek… Bazen olanı kabul edebilmek ya da bazen her şeyi o sevmediğin insanların yaptığı gibi elinin tersiyle itip sadece kendini seçebilmek…


Ama seçemediğin için, o seçenlere kızıyorsundur.


Selam, tanıştırayım; Gölgelerin. Ne ne kadar iyiysen o kadar kararan gölgelerin.


Gölge böyle çalışıyor işte: Ne kadar “iyi” olmaya çalışırsan, o kadar kararıyor.


Ne kadar fedakar olursan, beklentilerinin ağırlığı o kadar büyüyor.


Ve ne kadar beklentiyi saklarsan, hayal kırıklığı o kadar yakıcı oluyor.


O sokaktaki sana surat asan kadın senin haftalarca gündemin oluyor.


Evet…

O yüzden “çok iyi, çok sakin, çok dengeli, çok merhametli” insanların bir gün patlamasına herkes şaşırıyor.  O yüzden o cinnet geçirip tüm aileyi öldürenin arkasından “çok sessiz sakin herkese yardım eden birisiydi. Biz de çok şaşırdık.” diye tepki veriyorlar. Çünkü kimse görmüyor içlerindeki bastırılmış gölgeyi.


İyi taraflarıyla övünen herkes, karanlık taraflarıyla da yüzleşmek zorunda. Çünkü gerçek denge ancak ikisini de kabul ettiğinde başlıyor. İyi ya da kötü olarak bir tarafın mensubu olduğun müddetçe farkındalığını ve bilincini geliştiremezsin. Fakat gölge dediğin sadece kötü şeyler değil. “bende yetenek yok ki.” “ben beceremem” diye duyumsadığın sempati, imreniş de bir gölge. Kendine konduramadığın yeteneklerin ve muhteşem özelliklerin… Gölgede bıraktığın her tarafın….


Kendimin şahsımla olan dialogları Vol.1


 
 
 

Yorumlar


Yorum yapmak ve yeni yazılarımdan haberdar olmak için abone ol.🎋

  • Behance
  • Youtube
  • Instagram
  • Etsy

© 2025 by Tuğbanur Eroğlu

bottom of page