top of page

Pirinç Sütyenler

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğbanur Eroğlu
    Tuğbanur Eroğlu
  • 5 Ara 2025
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 8 saat önce


Önerilen Şarkı: Sade - Soldier of Love


Ruh Derisinin Zırhı Pirinç Sütyenler


Dünya, kadınların rahat etmesine karşı çoğu zaman hoyrattır. Göğüslerimiz, kalçalarımız, ilgimiz, şefkatimiz… Bunların hepsi sanki ortak bir mülkmüş gibi talep edilir. Ömrümüz boyunca binlerce el tarafından bir sağa bir sola çekiştiriliriz. Ne yana dönsek, bizden bir şey bekleyen, isteyen, arzulayan insanlar ve durumlarla karşılaşırız. Bazıları çekici ve alımlı, bazıları talepkâr ve öfkeli, bazıları ise öylesine çaresiz görünür ki, irademiz dışında empatiyle dolup taşarız. İçgüdüsel olarak “yardım etmeliyim” hissi kabarır.


İşte Clarissa P. Estés’in o meşhur uyarısı burada devreye girer: “Ölüm kalım meselesi olmadıkça pirinçten sütyen giymeye vakit ayırmalıyız.” Yani, başkalarının ihtiyaçlarının peşinde koşmayı bırakıp, kendimize dönmeliyiz. Bedenimize, enerjimize, ruhumuza yönelen tüm taleplerin karşısına bir zırh çıkarmak zorundayız. Çünkü mesele insanların haklı-haksız olması değil; bizden kopardıkları bedel.


Ruhun derisi birçok şekilde incelmeye, kurumaya ve solmaya başlar. Bu incelmenin sebepleri her zaman hayatımıza giren yanlış insanlar değildir. Hatta ruh derisi yanlış sevgiden değil, en çok da “fazla doğru ve derin sevgiden” aşınabilir, kuruyup solabilir.


Zamanımız, enerjimiz, dikkatimizi verme yetimiz, eşlik etme ve öğretme gücümüz; tüm bunlar psişik sermayemizden harcanan değerlerdir. Bu alışveriş hayatın doğal bir parçası olsa da, karşılığında hiç bir şey almadan hesaptan fazlaca nakit enerji çekimi yapıldığında ruhumuzun derisi incelir, içgüdülerimiz soluklaşır ve kendimizi psişik olarak tükenmiş hissederiz ve hesap eksiye düşer.


Ve bu eksinin sonuçları çok tanıdıktır:

•içgüdüler körelir,

•sinir sisteminin ipleri gerilir,

•o sevgi dolu “verme” halleri öfkeye dönüşür.

•insan “tükenme”yi değil, “taşma”yı yaşar. Öfkeye. Kızgınlığa. Hırçınlığa. Geri çekilmeye dönüşür bu eksiye düşen hesaplar.


Çünkü yıllardır “veren”, “yetiştiren”, “hallederim” diyen tarafta kaldın. İyi niyetle, sevgiyle, cömertlikle verdin.

Ama bunun bir karşılığı olmayınca -ki genelde olmaz; çünkü insanlar alışır- içeride birikmiş borç defteri açılmaya başlar. Dolayısıyla en ufak ricaya bile öfke geliyor olması bir karakter kusuru değil; uzun süre sınır koymadan yaşamanın nörolojik faturasıdır. Sinir sistemin artık “vermek” kelimesini tehdit olarak okuyacak kadar yorgundur.


Bu yüzden pirinçten sütyen sadece sembolik bir zırh değil; bizim için fiziksel, duygusal ve ruhsal bir hayatta kalma ekipmanı.


Bu yüzden zor olanı yapmak gerekiyor:

“Hayır” demeyi, geri çekilmeyi, vermemeyi ve beklememeyi öğrenmek. Çünkü mesele artık başkalarına hizmet etmek değil; ruhun hayatta kalmak için kendini senden geri çekiyor. Öfke ise bunun alarm sesi.


Pirinçten sütyen takmak; kimseyi reddetmek değil, bencillik değil, kendini seçmektir. Asıl bencillik hiçbir şey vermeden sürekli almaktır. Eğer bunu yapmazsan, bir noktadan sonra hiç kimseye hiçbir şey vermek istemez hale gelmen çok normal bir savunma mekanizmasına dönüşür. Somatik rahatsızlıklar belirmeye başlar. Sebebi bilinmeyen nefes darlığı, astım, mide ağrıları, alerji… Çünkü beden şöyle der:

“Benim koruyamadığımı, ben artık kapatıyorum.”


Kendi ruhsal sağlığımızı koruyabilmek, iç dünyamızın canlılığını sürdürebilmek için sınır koymayı öğrenmeliyiz. Bakım verme dürtümüzü kontrol etmeli, ihtiyaçlarımızı önceliklendirmeli ve bazen de “pirinçten sütyen” takarak kendimizi aşırı tüketilmekten korumalıyız.


Kurtlarla koşan kadınlar kitabından derlemedir.


Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • Behance
  • Youtube
  • Instagram
  • Etsy

© 2025 by Tuğbanur Eroğlu

bottom of page