top of page

Pantheon’da Uyuyan Sanatçı: Raffaello Sanzio

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğbanur Eroğlu
    Tuğbanur Eroğlu
  • 19 Ara 2025
  • 3 dakikada okunur
Raffaello Sanzio’nun Pantheon’daki Mezarı
Raffaello Sanzio’nun Pantheon’daki Mezarı

Roma’nın kalbinde, güneş ışığının kubbenin tam ortasından süzülerek yere düştüğü o muazzam yapının, Pantheon’un içindeydim geçen hafta.


Pantheon. Namı diğer “Tanrılar Tapınağı”. Antik Roma’nın mimari mucizesi. Hem Pagan kültürün köklü merkezi hem de zamanlar üstü bir sır kutusu. Ve içinde bir sanatçının arzusu yatıyor: Rönesans’ın dahi ressamı Raffael, ölümünden sonra buraya, antik tanrıların mabedine gömülmek istemiş. Peki ama neden?


Bu sorunun cevabı bizi Atina Okulu tablosunun derinliklerine ve Pagan köklerle beslenen Hristiyan sanatına götürüyor.



Raphael’in Atina Okulu tablosu, Vatikan’da yer alan ve Rönesans’ın “akıl ve iman” dengesini sanatla ifade eden eşsiz bir eser. Yıllar önce görme şansı yakalamıştım; bu gelişimdeyse maalesef vakit kısıtı nedeniyle ziyaret edemedim.


Tablo adeta bir yıldızlar geçidi. Merkezde Platon ve öğrencisi Aristoteles yer alır ve tam da savundukları felsefi görüşleri beden diliyle ifade ederler. Platon yukarıyı yani gökyüzünü, idealar dünyasını, bilinmeyeni işaret ederken; Aristoteles elleriyle içinde bulunduğumuz âlemi, madde dünyasını gösterir.


Tablodaki semboller başlı başına bir kitap konusu. En basit örnekle, Platon ve Aristoteles’in kıyafet renkleri bile işaret ettikleri âlemlerin sembollerini taşır. Platon’un mor tonları ruhani alanı, metafiziği ve tepe çakrayı çağrıştırırken; Aristoteles’in toprak ve gökyüzü tonları fiziksel gerçekliği ve dünyevi bilgiyi simgeler. Felsefelerinin özü de tam olarak budur: Platon daha ruhsal, Aristoteles ise daha deneysel ve dünyasaldır.



Bu karşıtlık bana simya öğretisinde sıkça vurgulanan temel bir denge ilkesini hatırlatır: Ruh yükselirken bedenin topraklanması gerekir. Simyada bu anlayış, solve et coagula — çöz ve yeniden yoğunlaştır — ilkesiyle ifade edilir. yani simyada 6. iş olan Damıtma aşamasının kişisel düzeydeki izdüşümüdür.

“Bedeni yücelt, ruhu pıhtılaştır.”


Spiritüel aşamalarda yalnızca yukarı yönelmek değil, aynı zamanda bedenle, maddeyle ve dünyayla sağlam bir bağ kurmak esastır. Gerçek bir topraklanma olmadan psişik ya da ruhsal yükseliş eksik ve yarım kalır. Tablonun tam merkezine yerleştirilen Platon–Aristoteles dengesi, bu açıdan yalnızca felsefi değil, aynı zamanda simyasal olarak da son derece anlamlıdır.

Platon = Ruhun yukarı yönelimi

Aristoteles = Form, madde, deneyim


Simya der ki: Sadece Platon, mistik ama kopuk; Sadece Aristoteles ise akıllı ama kördür. Gerçek dönüşüm ise ikisinin ortasında olur.


Pantheon’un kubbesi gibi yukarıdan ışık alır ama ışık taşa düşer. İşte buradan, Raffael’in küçük yaşına rağmen tam bir simyacı gözü ile bu tabloyu resmettiğini anlıyoruz.


Etraflarında ise Pisagor’dan Diyojen’e, Öklid’den Herakleitos’a, Hypatia’dan Arşimet’e kadar pek çok filozof, bilim insanı ve düşünür yer alır. Hiçbiri gelişigüzel konumlandırılmamıştır; her figür kendi düşünsel ekolüne, ilgi alanına ve temsil ettiği bilgi türüne göre sahnede yerini alır. Tablodaki bu düzen, ikilikler arasındaki ahenkle canlı bir entelektüel sahne sunar.


Tabloda Raffael’in klasik bir imzası yoktur; fakat imzadan çok daha zekice bir iz bırakmıştır. Sağ tarafta tartışan bir grubun arasında, onları dinliyormuş gibi duran; ancak göz ucuyla izleyiciye bakan, “Çaktırma, buradayım” dercesine muzip bir Raphael figürü yer alır. Bilime ve felsefeye yön vermiş isimlerle aynı sahnede kendini konumlandırması, onun sanata ve insana bakışını çok net özetler.



Raffael, Pagan–Rönesans sentezini en iyi temsil eden sanatçılardan biridir. Eserlerinde yalnızca Hristiyan ikonografisini değil, antik mitolojiyi, insan aklını ve felsefeyi de merkeze alır. Bu nedenle onun Pantheon’a gömülmek istemesi bir tesadüf değildir.


Ölümünden sonra (1520) Pantheon’a defnedilmesiyle Pagan bir mabet, Hristiyan bir sanatçıya ev sahipliği yapar. Böylece iki dünya, iki inanç ve iki bilgi biçimi aynı kubbenin altında buluşur.


Pantheon’u gezerken yalnızca taşlar değil, taşlara kazınmış fikirler de canlanır. Raffael’in bu mekânda sonsuzluğa karışması, sadece bir mezar değil; insan aklıyla tanrısal sezginin birlikte var olabileceğinin güçlü bir sembolüdür.


Eğer Raphael Atina Okulu ile fikirlerin, akıl ve iman dengesinin tapınağını resmetmişse; Pantheon da onun ebedi evi olarak bu fikirlerin gömüldüğü değil, sonsuza dek yankılandığı mabettir.


“Burada Raffaello Sanzio yatıyor. Hayattayken Doğa, onun tarafından aşılmaktan korktu; ölürken ise onunla birlikte ölmekten korktu.”

(Lahitin üzerindeki yazı)

Yorumlar


  • Behance
  • Youtube
  • Instagram
  • Etsy

© 2025 by Tuğbanur Eroğlu

bottom of page