top of page

Mıknatısın Nefreti

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğbanur Eroğlu
    Tuğbanur Eroğlu
  • 3 Ara 2025
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 4 Ara 2025


Mıknatısın nefreti
Mıknatısın nefreti


Mıknatısın nefreti… Bu resmi, Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün “Genç ve Yaşlı Dişicikler Üstüne” bölümündeki mıknatıs-demir metaforundan çok etkilenerek, kendimi tam da bu şekilde güçsüz ve çaresiz hissettiğim bir dönemden geçerken yaptım. Nietzsche’nin o keskin, rahatsız edici ama bir o kadar da aydınlatıcı dili içimdeki çıkmazı tam bir ayna gibi yansıttı bana;


“Bir gün şöyle sormuş demir, mıknatısa: "En çok kimden nefret edersin?" "En çok senden nefret ederim" demiş mıknatıs, beni çekersin, fakat kendinde tutacak kadar güçlü değilsin."


Benim duygularımı dönüştürdüğüm yer sanat. Bazıları buna bir kaçış, duyguları bastırmanın başka bir kılıfı diyebilir. Problemi farkedip, sadece farketmekle kalarak, değişim üzerine hiçbir kişisel çalışma yapılmadığı müddetçe gerçekten de bu da bir bastırma yöntemi tabii. Katılıyorum. Fakat insanın içinden çıkamadığı duyguları çözmenin yolu, bazen de onları bir şekle, renge, çizgiye, melodiye dönüştürmektir. Sanat, benim için her zaman kelimelerin yetersiz kaldığı yerde nefes olan, göğsümdeki düğümü çözen bir alan oldu. Bu resim de o düğümün çözülmeye başladığı anlardan birinin iziydi. Bu yazıyı okurken o düğümlerin sizdeki izdüşümlerinin de çözülmesine niyet ediyorum. Girişi yine o güçlü metaforla yapacağım;


“Bir gün şöyle sormuş demir, mıknatısa: "En çok kimden nefret edersin?" "En çok senden nefret ederim" demiş mıknatıs, beni çekersin, fakat kendinde tutacak kadar güçlü değilsin."


İlişkilerde Güç Dengesizliği ve Görünmeyen Nefret


İlişkiler çoğu zaman sevgiyle başlar; fakat sevginin yönü her zaman yük taşımak için yeterince güçlü değildir. Demir–mıknatıs metaforu, modern ilişki psikolojisini açıklamak için hâlâ en keskin anahtarlardan biri.


“En çok senden nefret ederim,” der demir mıknatısa, “çünkü beni çekersin fakat kendinde tutacak kadar güçlü değilsin.”


Bu cümle bir ilişki dramının özetidir:

Gücü yetmeyen çekilir; taşıyamayan nefret eder.


Birine çekilmek, onu sevmek, ona hayranlık duymak… Bunlar başlangıçtaki ışıltıdır. Fakat tek başına tutku: bağ kurmaz, güven yaratmaz, devamlılık doğurmaz.


Çekim yalnızca bir başlangıç enerjisidir. Tutmak ise duygusal kapasite, olgunluk ve öz düzenleme gerektirir. Birçok ilişki “ilk çekim”in büyüsünde başlar ama “taşıma gücü” isteyen yerde tökezler. İşte bu noktada sevgi değil, içsel yetersizlik devreye girer.


İlişki psikolojisinin en ironik gerçeği şudur: Kişi en çok güçsüzleştiği kişiye kızar.


Neden? Çünkü o kişi, içindeki yaraları görünür kılar. Sahte özgüveni eritir, yaralarını tetikler, ezberlerini bozar ve yetersizliğini yüzüne yansıtır. Bu, ilişkide suçlamaların başladığı andır.

“Beni anlamıyorsun.”

“Beni yeterince sevmiyorsun.”

“Benimle ilgilenmiyorsun.”

“Beni düşünmüyorsun.”

“Beni boğuyorsun.”

Aslında kişi şunu demektedir: “Seni istiyorum ama tek başıma seni taşıyacak kapasiteye sahip değilim. Sen de destek atmalısın ”


Bir insan, başka biri tarafından kendine çektirilip sonra tutulamadığında oluşan duygunun adı psikolojide ambivalanstır: Kişi bir olay karşısında aynı anda eş zamanlı olarak zıt duygular hisseder. Aynı anda hem sevgi hem nefret. Çünkü ilişkinin enerjisi dengesizdir. Bir taraf bağ kurmak ister, diğerinin bağlanma korkusu vardır. Bir taraf yakınlık ister, diğerinin yakınlık kapasitesi sınırlıdır. Bir taraf derinlik ister, diğerinin duygusal düzenleme kası zayıftır. Her dengesizlik, ilişkiyi bir itme-çekme dansına sokar:

Çeker → umut verir

Tutamaz → kaos yaratır

Yaklaşır → bağ kurma umudu doğar

Uzaklaşır → duygu yıkılır

İşte bu döngünün sonunda sevgi nefretle karışmaya başlar.


Psikolojideki modern bağlanma kuramı Nietzsche’nin metaforunu neredeyse doğrular:

Kaygılı bağlanan = demire çekilen mıknatıs ister, yaklaşır, bağ kurmak ister ama bağlanmayı sağlıklı yönetemez.


Kaçıngan bağlanan = çekilip tutamayan taraf çeker, ilgi uyandırır, duygusal sinyal verir ama yakınlığı sürdürecek kapasitesi yoktur.


Bu iki tip karşılaştığında: tutku vardır, manyetik bir çekim vardır, fakat güç yoktur ve ilişki bir savaş alanına dönüşür. Peki, “Beni çektin ama tutamadın” duygusu neden bu kadar yaralar?

Çünkü insan zihni reddi kaldıramaz.

Hele ki reddi: arzu ettiği, çekildiği, kendini açtığı, duygusal yatırım yaptığı bir insandan alıyorsa… Bu sadece bir ilişkiye değil; benliğe vurulmuş bir darbeye dönüşür. Ve tam da bu yüzden kişi, en çok kendini güçsüz hissettiği kişiye öfke duyar.


Çözümüne gelecek olursak; Psikolojik olarak sağlıklı ilişkinin temeli şudur: Seni çeken kişiyi değil, seni tutabilecek kapasitede olan kişiyi seç. Çünkü çekim anlıktır, tutma kapasitesi ise kalıcıdır.


Demir–mıknatıs metaforu bize şunu öğretir: Birini hayatına çekmek kolaydır. Fakat onu taşımak, tutmak, devam etmek, birlikte büyümek zordur. İlişki, gücü eşitleme sanatıdır. Biri taşımazsa, biri düşer. Birinin kapasitesi yoksa, diğerinin sevgisi yetmez. En dramatik aşklar bile en sonunda bu gerçeğe döner; “Seni çok istedim ama seni taşıyamadım.” Bu cümleyi kuramayanlar ise “Sorun sende değil, bende.” diyeceklerdir.


İşte bu yüzden, ilişkilerde en saf güven, en derin sevgi ve en sürdürülebilir bağ; geçici çekimlerden değil, iki insanın da taşıyabildiği psikolojik kapasiteden doğar. Yakınlık, yalnızca “birbirini istemek”le değil duygusal yükleri beraber taşımak; kriz anında birbirini çökerterek değil tamamlayarak ilerleyebilmekle inşa edilir. Belki de kadim atalarımız “Davul bile dengi dengine” derken, zannettiğimiz gibi kültürel benzerlikten ya da maddi şartların eşitliğinden değil, ruhların dayanıklılığındaki uyumdan bahsediyorlardı. Fakat modern dünyanın madde odaklı bakışı içinde biz bu sözü bile dönüştürdük; psikolojik dengeyi değil, mal-mülk-parayı, ideal yaş farklarını, benzer kültürleri, benzer aile yapılarını ya da eğitim olarak denk olmayı “denge, denklik” sanarak yorumladık. Oysa gerçek denklik, iki insanın aynı hızda büyüyebilmesinde, aynı açıklıkla yüzleşebilmesinde, kapasitelerinin genişliğinde ve birbirini tüketmeden taşıyabilmesinde saklı.

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • Behance
  • Youtube
  • Instagram
  • Etsy

© 2025 by Tuğbanur Eroğlu

bottom of page