Kırmızı Ayakkabılar
- Tuğbanur Eroğlu

- 15 Ara 2025
- 3 dakikada okunur

“Ayakkabılarına bak ve sade oldukları için şükret. Çünkü birinin fazla kırmızı ayakkabıları varsa, çok dikkatli yaşaması gerekir.”
Resimden de anlaşılacağı üzere rahatsız edici bir masal ile geldim. Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabındaki “Kırmızı Ayakkabılar” masalını kısaltmak neredeyse imkansız. Sert, acımasız, simgesel yoğunluğu fazla bir masal. Fakat bu acımasız ve sert gibi görünen masal, ancak bu şekilde acımasız anlatılmalıdır ki, eğer kendi değerlerimize sıkıca tutunmayı beceremezsek hayatımızın bir yaldızlı arabayla, iyi görünümlü ve zengin bir adamla, pırıltılı ve lüks bir yaşamla, kandırılarak nasıl soyulup elimizden alınabileceğine karşı uyanık olmamızı sağlasın. Bu nedenle burada masalı uzun uzun anlatmak yerine, Kitabı okumanız en büyük tavsiyem. Fakat kısaca bahsetmek gerekirse bu hikaye, çorak koşullar altında bile yaratıcı doğasıyla kendine yaşam kurabilen bir çocuğun öyküsüdür. Ayakkabısı olmayan bir kız çocuğu, paçavralardan kırmızı ayakkabılar diker. Mükemmel değillerdir. Belki gülünçtürler. Ama iş görürler. Ayaklarını korur, onu hayatta tutar. Bu ayakkabılar onun yaratıcılığı, yaşam enerjisi, içgüdüsü ve tutkusudur.
Gün gelir, kız bu ayakkabıları “rahat” bir hayat uğruna feda eder. Lüks bir arabanın içine girer. Uslu olmak, korunmak, seçilmiş olmak ister. Bu insani bir arzudur ama bedeli ağırdır. Seçimi yaptıktan sonra ilk iş, kendi elleriyle ürettiği kırmızı ayakkabıların yok edilmesi olur. Çünkü onlar, yeni girdiği dünyanın içinde ayıp, fazla ve tehlikeli bulunur.
Masal burada bitmez, daha da aşağı doğru bir düşüş yaşanır. Çünkü dip, köklerin olduğu yerdir ve kök olan yerde, her zaman yeni bir yaşam mümkündür. Bastırılan her şey gibi, kırmızı ayakkabılar da geri döner. Bu kez kontrolsüz, sahipsiz ve yıkıcı olarak. Kız kontrolsüzce kırmızı ayakkabılarıyla dans etmeye başlar ve günlerce, haftalarca dans eder. Ne yaşayanlar ne ölüler ona yardım eder. En sonunda kapısına gittiği cellada ayakkabılarını kesmesi için yalvarır ve ayaklarını da böylece kaybeder.
Bu masal acımasızdır. Ama hayat da böyledir. Çünkü kendi değerlerini koruyamayan kadınlar için dünya, dışarıdan muhteşem görünen kafeslerle doludur.
Muhteşem ilişkiler.
Muhteşem kariyerler.
Muhteşem koşullar.
İçeriden bakıldığında ise: kan kaybı, yabancılaşma, içgüdülerin kaybı.
Estés’in dediği gibi: “Kırmızı ayakkabılarla dans edin; ama bunların kendi ellerinizle yaptığınız ayakkabılar olduğundan emin olun.”
Analiz
“Ayakkabı simgesi psikolojik bir metafor olarak anlaşılabilir; ayaklarımızı, yani bastığımız yeri korur. Arketipsel simgecilikte ayaklar hareketliliği ve özgürlüğü temsil eder. Bu nedenle ayakkabılara sahip olmak, inançlarımızı yaşayabilmek için gereken araçlara sahip olmak anlamına gelir.” Clarissa Pinkola Estés
İngilizcede “Senin yerinde olsam…” demek için kullanılan ifade tesadüfen “When I was in your shoes…” değildir. Birinin yerinde olmak, onun ayakkabılarının içine girmek, yani hayata onun bastığı yerden basmak demektir. Ayakkabı burada yalnızca bir eşya değil; kişinin dünyayla kurduğu temas biçimi, yönü ve hareket alanıdır. Kimin ayakkabılarını giydiğin, hangi yolda yürüdüğünü de belirler. Başkasının ayakkabılarıyla yürümek, bir süreliğine mümkün olabilir; fakat uzun vadede ayaklarını vurur, yaralar ve yönünü kaybettirir.
Kırmızı Ayakkabılar = Libido ve Yaşam Enerjisidir
Freudyen açıdan kırmızı ayakkabılar, bastırılmış libidinal enerjiyi temsil eder. Bastırılan arzu yok olmaz; semptom olarak geri döner. Buradaki semptom, Kontrolsüz davranışlar, kendine zarar verme, zorlayıcı tekrarlar olabilir. Bağımlılıklar ve aşırılıklar buna örnek olabilir. Aşırı yeme, aşırı alkol (dipsomani), aşırı makyaj, aşırı marka sevdası…vb
Yaşlı Kadın = Gölgeye Dönüşmüş Anne Arketipi
Jung’a göre bu figür koruyucu gibi görünen ama içgüdüyü yok eden, “uslu kız”ı ödüllendiren anne arketipinin karanlık yüzüdür. Bu anne: “Senin yerine ben bilirim. Ben sadece senin iyiliğin için söylüyorum bebeğimm!” diyen annedir.
Dans = Ego’nun Kontrol Kaybı Dans etmek burada özgürlük değildir. Possession (ele geçirilme) halidir. Ego, arketip tarafından ele geçirilmiştir.
Ayakların Kesilmesi = İndividuasyonun yani ayrışmanın zorunlu Kırılması
Ayaklar; yön, hareket, seçim. Kaybı iseeski benliğin ölümüdür. Bu bir ceza değil, acımasız ve zorunlu bir yeniden doğum sürecidir.
Peki kırmızı ayakkabılarımıza, kendi özgün hayatımıza sahip çıkmak için neler yapmalıyız?
1. Kendi Kırmızı Ayakkabılarını Tanı
Kendine şunu sor:
•Benim gerçek tutkum ne?
•Nerede “fazla” olduğum söylendi?
•Neyi saklıyorum?
2. Konfor Karşılığında İçgüdü Takası Yapma
Rahatlık ve konfor, güzellik ve estetik, zenginlik ve para teklif edildiğinde kendine şunu sor: “Bunun bedeli ne?” Eğer cevap belirsizse: bedel sensindir.
3. Aşırı Parıltıya Şüpheyle Yaklaş
Çok hızlı yükselen her şey, çok hızlı tüketir ve tükenir. Bunun farkında ol, her şaşalı fırsata atlamadan önce düşün.
4.Dans Ettiğini Sanırken Sürüklenmediğinden Emin Ol
Şu cümle alarmdır: “Elimde değil.” “Ama çok iyi anlaşıyoruz.” “Her şey çocuklarım için yoksa bir dakika bile durmam.” “Çok yıpratıcı bir iş ama ne yapayım? parası için çalışıyorum.”
İşte orada ayakkabılar seni yönetiyordur.
5. Dibe Düşmekten Korkma
Dip = gölgeyle yüzleşme alanıdır. Çok değerli bir fırsattır. Orada: yeni sınırlar, yeni değerler ve gerçek benliğin filizlenir.
Bu masal şunu söyler: Kendi ellerinle yapmadığın kırmızı ayakkabılarla uzun süre dans edemezsin. Ya ayakkabılarını geri alırsın, ya da bir gün durabilmek için kendinden bir parçayı feda edersin.
Seçim her zaman senindir. 🩰




Yorumlar