top of page

İskelet Kadın

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğbanur Eroğlu
    Tuğbanur Eroğlu
  • 13 Kas
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 16 Kas

ree

Clarissa P. Estes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabında yer alan İskelet Kadın hikayesi, insan ruhunun en eski ve en bilge döngüsünü anlatır: Hayat – Ölüm – Hayat.

Hem bireysel psikolojide hem de ilişkilerde bu döngüden kaçış yoktur. Zaten kaçmaya çalıştığımızda, hikâyedeki balıkçının başına gelen aynı kader bizi bulur: Oltamıza takılan şey, sandığımız “hazineden” çok daha büyük bir dönüşüm çağrısıdır.


Masal, denizin karanlık dibinde unutulmuş, parçalanmış ve korkutucu görünen bir kadının bir balıkçının oltasına takılmasıyla başlar. Balıkçı, dehşete kapılır; kaçar. Kaçtıkça İskelet Kadın daha da hızlı sürüklenir, balıkçının yakasını bırakmaz.


İlk bakışta ürkütücü olan bu figür, arketipsel düzeyde bizim bilinçdışımızdaki gölgeleri, bastırılmış yaraları, yarım kalmış hikayelerimizi temsil eder. Yani korktuğumuz şey, aslında bizden ayrı bir şey değildir. Kaçtıkça da peşimize takılır; çünkü içimizdeki karanlıktan kaçış yoktur.


Bir noktada balıkçı, korkunun sisini delip İskelet Kadın’ın gözlerine bakmayı başarır. İşte dönüşüm o anda başlar. Şefkatle dokundukça kemikler canlanır, ruh ete bürünür. Masalın özü de burada yatar:


Korktuğun yanına dokunduğunda hayat geri gelir.


Balıkçı figürü arketipsel olarak avcıyla benzer özellikler taşır. İkisi de bilinçdışının derinliklerine ağ atan, haz arayan, anlam arayan, dönüşümün eşiğinde dolaşan insan yönlerimizi temsil eder.


Masallarda av veya balıkçının araştırmasına üç yol vardır:


  1. Kutsal bir niyetle, arayan, bilen, dönüştüren

  2. Kötü niyetle, sömüren, hile yapan, alan

  3. Beceriksiz ve hazırlıksız bir şekilde, niyeti belirsiz, zedelenmiş, yaralı



İskelet Kadın hikâyesindeki balıkçı bu üçüncüdür.

Ne bilgedir ne de kötü niyetlidir; sadece bilmeden, farkında olmadan bir büyük gücün bulunduğu alana girer. Tıpkı ilişkilerde ilk buluşmaların çoğu gibi…


Biraz heyecan, biraz yalnızlık, biraz ihtiyaç…

Geceyi birlikte geçirme” isteği veya “beni eğlendirecek, yaşamıma renk katacak biri olsun” umudu.


İnsan daha ne aradığını bilmeden, kendi ve karşıdakinin psişesinin kutsal alanına ayak basar ve orası, İskelet Kadın’ın yaşadığı yerle aynıdır.


Bu alanı birazcık bile tararsan, oltana takılacak olan şey şudur: Kendi gölgen.


Kaçtığın Şey Seninle Gelir: İlişkilerde Tekrarlayan Döngü

Günümüzde ilişkiler sık sık “Bu da olmadı, next!” döngüsünün içinde yaşanıyor. Bir kişi gider, yenisi gelir; ama sorun çözülmez. Çünkü kişi kendisindeki iskeleti –yani geçmişten taşıdığı yaraları, korkuları, güvensizlikleri– çözmeden yeni ilişkiler hep aynı yere döner.


Bir sonraki kişi görünüşte farklıdır ama içsel sahne aynıdır. İskelet Kadın masalı bu noktada sert ama şefkatli bir hakikat sunar: Kendini değiştirmeden, karşılaşacağın insanlar değişmez. O yüzden aşk, yalnızca romantik bir çekim değil; karanlıkla, kayıpla ve yeniden doğuşla yüzleşme cesaretidir.


Hayat–Ölüm–Hayat Döngüsünün İlişkilere Etkisi

Balıkçı, basit bir beslenme ve geçim derdinde olduğunu düşünürken, aslında çok daha köklü bir doğayı, unutulmuş dişilin Hayat/Ölüm/Hayat yasasını harekete geçirmiştir.


Bu yasa görünmez, inkar edilir, ertelenir; ama biriyle gerçek bir yakınlık başladığında Ölüm Kraliçesi mutlaka ortaya çıkar.


Ölüm burada yok oluş değildir. Eski duyguların ölmesi, geçmiş korkuların çözülmesi, maskelerin düşmesi, sahte benliklerin yıkılmasıdır.


Hikayede balıkçının İskelet Kadın’a su vermesi, onu sıcak bir yere yatırması, saçındaki düğümleri çözmesi arketipik bir ritüeldir: Gerçek yakınlık, karşıdakinin düğümlerini çözmeye gönüllü olduğunda başlar.


Bu ritüel ilişkilerin kalbinde yer alır:

Korkuların çözülmesi

Yaraların anlaşılması

Maskelerin düşmesi

Güçlü–zayıf yanların açılması

Eski benliğin ölmesi

Yeni benliğin doğması


İşte bu döngüye izin verdiğimizde aşk olgunlaşır, ruh canlanır, yakınlık derinleşir.


Bu masalın bize verdiği en büyük hediye şudur:

İskelet Kadın dışarıdan gelen bir tehdit değildir. İçimizde yaşayan bir çağrıdır.


Her ilişkide yeniden ortaya çıkar, çünkü bizi hem karanlığımızla hem de ışığımızla tanıştırmak ister.


Onu kabul ettiğimizde:

  • Korkular erir

  • Eski yaralar iyileşir

  • Kim olduğumuzu daha net görürüz

  • Sevgi daha sahici hale gelir

  • Bütünlenmiş bir benlik doğar



İskelet Kadın’ın ete kemiğe bürünmesi, bizim “kendimize dönüşümüzdür.” Sevgi, gölgeyi reddederek değil, onun elini tutarak büyür. Kaçtığın her şey seni kovalar; yüzleştiğin her şey seni özgürleştirir. Aşk, ancak karanlığa dokununca büyür.


İskelet Kadın’a bakmak cesaret ister. O cesaret gösterildiğinde, kişi hem kendi ruhunu hem ilişkisinin kaderini değiştirir. Ve en sonunda anlarız ki: Aşkta yeniden doğuşun sırrı, karanlığa korkmadan bakabilmektir. 💀

Yorumlar


Yorum yapmak ve yeni yazılarımdan haberdar olmak için abone ol.🎋

  • Behance
  • Youtube
  • Instagram
  • Etsy

© 2025 by Tuğbanur Eroğlu

bottom of page