top of page

Dünyanın Rahmi Mağaralar

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğbanur Eroğlu
    Tuğbanur Eroğlu
  • 22 Şub 2025
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 5 Oca

Batu Caves
Batu Caves


Bir mağaradayım. Hem de dünyanın en büyük mağara tapınaklarından biri olan Malezya’daki Batu Mağaralarında. Kozmik bilince doğru yükselen 272 basamağın ilkinde duruyorum. Bu yazımda da tabiki mağaranın çapı, yüksekliği, gezilecek yerler gidilecek en uygun zamandan bahsetmeyeceğim. Onları gezi bloglarından öğrenebilirsiniz. Bu yazıda mağaraların ezoterizmde, psikolojide ve simyadaki yerini anlatmaya çalışacağım. Keyifli okumalar.


Mağaralar, yalnızca taş duvarlardan ibaret değil; onlar, bilginin ve dönüşümün rahimleridir. İnsanlık tarihinin en eski tapınaklarıdır. Mitolojilerde, dinlerde ve kadim öğretilerde mağaralar inisiyasyonun, yeniden doğuşun ve hakikatin saklı olduğu yerlerdir.


Platon’un Mağara Alegorisi, insanın bilinç durumunu anlatan en güçlü metaforlardan biridir. Karanlık mağarada zincirlenmiş insanlar, yalnızca gölgeleri görerek gerçekliği kavramaya çalışırlar. Ancak mağaradan çıkan kişi, hakikati doğrudan deneyimleyen bir bilgeye dönüşür. Bu, cehaletten bilgeliğe geçişin sembolüdür.


Joseph Campbell’in Kahramanın Yolculuğu şemasında ise “mağaraya iniş,” kahramanın kendi iç dünyasına yaptığı derin yolculuğun simgesidir. Bu, en karanlık korkularıyla yüzleştiği, gölgeleriyle hesaplaştığı andır. Ve oradan çıkan kimse, eskisi gibi olamaz. Mağara, ölümü ve yeniden doğuşu temsil eder.


Mitolojilerde ve dinlerde, tanrıların, bilgelerin ve peygamberlerin vahiy aldığı, dönüştüğü kutsal mekanlarıdır. Zerdüşt, aydınlanmasını bir mağarada yaşar, Musa, Tanrı’nın ona seslendiği mağaraya çekilir, Muhammed’e ilk vahiy Hira’da iner ve Zeus, bebekken Girit’te bir mağarada saklanıp büyütülür.


Analitik psikoloji açısından bakıldığında mağara, doğrudan bilinçdışının mekansal metaforudur. mağaraya giren kişi, kendi içindeki ilkel, bilinçdışı parçalarıyla karşılaşır ve dönüşerek çıkar. Carl Jung içsel inişi şöyle tarif eder:


“Dış dünya, içsel olanın yerini alamaz. Kendimi yalnızca içimde olup bitenlerle anlayabilirim. Yaşamımı benzersiz kılan onlar.”


Jung’a göre mağara, bireyin gölgesiyle temas ettiği alan. Bastırılan dürtüler, imgeler, korkular ve kolektif arketipler burada karşılaşılır hale gelir. Bu temas yıkıcı değil, bütünleştiricidir. Çünkü bilinç, ancak bilinçdışıyla temas ettiğinde derinlik kazanır.


Simyada ise dağlar, Toprak Ana’nın şişkin karnı; mağaralar ise rahmi olarak kabul edilirdi. Metallerin yerin altında olgunlaştığına, zamanla altın ya da gümüş gibi yetkin formlara dönüştüğüne inanılırdı. Erken çıkarılan cevher “erken doğum” sayılırdı; yeterince bekletilseydi, kendi zamanında altına dönüşeceği düşünülürdü. Bu yüzden madencilik kutsaldı. Madenciler işe başlamadan önce bedensel ve ruhsal arınma ritüellerinden geçerdi. Bugün dahi Malezya’da bazı maden yataklarına girilmeden önce şamanik kutsamalar yapılmasının nedeni budur: Maden canlıdır; mağara yaşayan bir rahimdir.


Mağaralar ezoterizmde inisiyasyon mekanıdır. Ruhsal yolculuğa çıkan kişi, mağarada sembolik bir ölüm yaşar ve burada gizli bilgilere erişir. Şamanlar da mağaraları yeraltı dünyasına açılan kapılar olarak görürdü. Tüm kozmik bilgi buralardan çıkar, burada ruhlar ve kadim bilgelik ile temas edilirdi.


Batu Mağaraları’na Thaipusam Festivali’nin hemen bitiminde gelmek, bu deneyimi daha da çarpıcı kıldı. Kalabalıkların, ritüellerin ve adakların ardından geriye kalan bir sessizlik, bomboş, yalnızca bana aitmiş gibi hissettiren bir mağara.


Bu sessizlikte işte şunu daha net fark ediyorsun. Mağaralar, dış uyaranların sustuğu; iç imgelerin konuşmaya başladığı bir alan. Nörobilimsel olarak baktığında bile artık bilimsel çalışmalar, dış duyusal girdilerin azalmasının, beynin içsel ağlarını (default mode network) daha aktif hale getirdiğini bas bas bağırıyor. Yani mağara, yalnızca sembolik değil; biyolojik olarak da içe dönüşü tetikleyen bir mekan.


Özetle; Mağara, bir dönüşüm laboratuvarıdır. Bir mağaraya girdiğinde, dış dünyanın sesleri susar ve içindeki sesler yankılanmaya başlar. Ve orada, eğer cesaretimiz varsa, hakikati duyabiliriz.


Kendi mağaramız ise içe dönüştür, meditasyon pratikleridir. Karanlık, kasvetli ve sıkıcı gelse de meyveleriyle dönersin fiziksel yaşamına. Nasıl ki , kaslarını geliştirmen için kaslarının önce egzersizle yırtılması, mikro yıkıma uğraması gerekiyorsa, kendini bilmek, kendini bulmak ve şifalanmak da öncesinde bir yıkımı gerektirir.


Mağaramıza yargılardan uzak ve korkusuzca dalmak, oradaki cevherleri bulup yüzeye çıkarabilmek dileğiyle. 🦚







Yorumlar


  • Behance
  • Youtube
  • Instagram
  • Etsy

© 2025 by Tuğbanur Eroğlu

bottom of page