Ağaç gibi Düşün
- Tuğbanur Eroğlu

- 30 Haz 2025
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 26 Ara 2025

Yıllardır hayranlıkla takip ettiğim, ağaçlarla kurduğu bağına hayran kaldığım bir ahşap atölyesi var: Babayani Lab. Burasının sıradan bir atölye olmadığını; ağaca “kereste” dememesinden, bir ağaçtan para kazanırken bile onun hâlâ canlı bir varlık olduğunu unutmamasından, temas ettiği malzemenin yüzeyinde kalmayıp özüne inmeye çalışmasından anlarsınız. Sosyal medyadaki takipçi sayısı arttığında, sadece sadık takipçiler kalsın diye takipçi temizliği yapması; algoritmaların buyruğuna değil, kendi keyfinin sesine kulak vermesi de alışılmışın dışında olduğunun başka bir göstergesi. Bir gün “acaba Babayani ne paylaşmış?” diye bakarken bir bakıyorsunuz, hoop! Takipten çıkartılmışsınız. Haydi tekrar takip et. Bir de hikâyelerini tam en meraklı yerinde kesmek gibi bir huyu var. İçten içe hem sinir bozucu hem de meraklandırıcı. Tüm bu davranışlarının ardında bir hikaye var elbette. Ama siz onu şimdi boşverin.
Beni tanıyanlar bilir, ilginç ve kendine özgü bir figür gördüğümde tanışmadan duramam. Arkadaşlarımın “kızım, belli mi olur; it kopuk mu, katil mi?” uyarılarına rağmen gider tanışır hatta arkadaş olurum. Her defasında “iyi ki tanışmışım” dediğim insanlarla karşılaşırım. Çünkü niyetin gerçekten saf ve temizse, karşılığının tam tersi olması mümkün değil. Evrensel kurallar asla şaşmaz; içeride ne varsa, dışarıda da o vardır.
Atölye 2-3 ay önce, yeni bir proje yapacaklarını ve katılmak isteyenlerin mesaj atabileceğini duyurdu. Tabii ki hemen yazdım! Kısa süre sonra tarih belirlendi ve atölyeye doğru yola çıktık.
Ne ile karşılaşacağımıza dair hiçbir fikrimiz yoktu. Ufacık, tefecik, çok sevimli bir atölye… Daha içeri girer girmez ahşap çay bardaklarında ikram edilen çaylarımızı içtik. Çayın tadına ağaç da eşlik ediyordu.
Önce, küçük bir ağaçtan oyulmuş, ruloya benzeyen bir alet seçtik. Ne olduğunu tahmin etmeye çalıştık ama dünyanın ilk stetoskopu olduğunu tabii ki bilemedik.
Sonra şöyle dedi: “Bugün zımpara yapacağız ve ağaç gibi nasıl düşünülür, onu öğreneceksiniz. Buradan çıktığınızda kendi yaşam halkalarınızı çizebilecek kadar bilgiye sahip olacaksınız.” ve bir elimize birer küçük zarf verdi, bir elimize zımpara. Bir de ortasından çatlamış minik bir kütük. Başladık zımparalamaya, Bir yandan da sohbet, muhabbet. Babayani’yi nasıl kurduklarını sorduk. Anlattığı her ayrıntıya şaşkınlıktan büyülendik. Çünkü Babayani.lab’in hikayesi de niyetinin “gerçekten” temiz ve saflığı ile yolların zorlamadan nasıl açıldığının bir kanıtı. Hikayelerinin her ayrıntısını katıldığımız atölyede öğrendik. Siz bilmeseniz de olur.
Sonra kendi hikayemizin bulmacasının ilk kartını çektik: “Hiç düşündün mü, bir kırığın içinden yeni bir yol açıldığını?”
Bir tütsü yaktı ve zımparaladığımız kütüğün üzerine koydu. Çatlağın arasından akmaya başlayan dumanla birlikte kartın arkasını okuduk: “Çatlak, kırık değildir. Çatlak, bir şeyin geçmesine izin verdiğin yerdir.”
O an, derin bir sessizlik ve büyük bir farkındalık yaşadık. O zımparaladığımız kütük harici başka bir ağacın kütüğü ile aynı işlemi yapsak gerçekleşmeyecek bir durummuş meğer. Kütüğün hangi ağaca ait olduğunu söylemeyeceğim o da bize kalsın.
Ruhumuzda derin anlamlar açan, bazı yaraları onaran, bazı anıları canlandıran böyle beş daha kart vardı. Bazılarında heyecandan tüylerimiz ürperdi; bazısında ağaçları koklarken alerjim tuttu, hapşırık krizine girdim ama pes etmedim. Devam ettim. Travma geçirmiş, yangın atlatmış, kanser olmuş ya da depreme maruz kalmış bir ağacın halkalarında kaydedilen yaşam deneyiminin kokusunun daha yoğun ve aromatik olması ise bambaşka bir tecrübeydi. Öte yandan da bol bol sedirin, zeytinin, çınarın, incirin, meşenin, ardıçın dedikodusunu yaptık. Ormanların kulaklarını çınlattık.
4-5 saat süren bu deneyim, işimiz olmasa akşama kadar sürerdi. Sohbetin samimiyeti, sonrasında kurulan bağ, atölyede olduğumuzu bile unutturdu.
Daha fazla spoiler vermeyeyim. Çünkü bu deneyim satın alınamazdı. Zaten satın da almadık, hâlâ da alınamıyor. Ama “ben de dünyanın ilk steteskopundan almak istiyorum” derseniz, o mümkün. Fakat bir şartla: Bu atölyeye katılacak, ağaçların dilini anlayacak ve en az 2-3 saatinizi, ruhunuzu ve emeğinizi vereceksiniz.
Her şeyin internetten sipariş edildiği, ertesi gün kapıya geldiği, birçok şeyin anlamını yitirdiği, bu çağda Babayani.lab, büyük bir protesto.
Bu bir reklam ya da işbirliği değil. Hayatımızda yer edinen, ruhumuza dokunan bir anının hikayesi ile “tanıştığıma çok memnun olduk” demenin bir yoludur. 🌳




Yorumlar