Zezé
- Tuğbanur Eroğlu

- 3 gün önce
- 2 dakikada okunur

Önerilen şarkı: Timothee Chalamet - Pure Imagination
“Daha çok anlat.” Dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?
“Çok. Elimden gelse seninle 850 bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”
Çocukluk her zaman masum bir oyun alanı değil; çoğu zaman hayatta kalma stratejilerinin erkenden öğrenildiği bir hayata hazırlık aşamasıdır.
Şeker Portakalı’nda Zezé, hayal gücü çok güçlü, zeki ama ailesi tarafından yeterince anlaşılmayan bir çocuktur. Maddi sıkıntılar yüzünden sertleşmiş bir aile ortamında büyür; dayak, azarlama ve yalnızlık onun günlük gerçeğidir. Bu acının ortasında Zezé, bahçedeki şeker portakalı ağacını bir dost gibi görür; onunla konuşur, hayaller kurar. Ağaç, Zezé’nin içsel sığınağı ve masumiyetinin sembolüdür.
Romanın kalbine dokunan diyaloglardan biri, bu içsel sığınağı anlatır:
“Daha çok anlat.” Dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?
“Çok. Elimden gelse seninle 850 bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”
Bu sözler, hayalin bir kaçış değil, psikolojik bir dayanma biçimi olduğunu anlatır. Zezé’nin “gider gibi yaparız” demesi, gerçekle bağını koparması değil; aksine, gerçek çok ağır olduğunda onu taşınabilir kılmanın yoludur. Çocuk zihni, sevgi ve güven ihtiyaçları karşılanmadığında, bunları hikayeler ve oyunlar yoluyla üretir. Bu bir zayıflık değil; ruhun kendini koruma refleksidir.
Benzin, yani imkan yoktur, güç yoktur, seçenekler sınırlıdır. Ama hayal etmek hâlâ mümkündür.
Bazen insanı ayakta tutan şey, gerçekten gitmek değil; gidebileceğini hayal edebilmektir. Birçok sanatçı ya da sanatçı ruhu, yaratıcı zekası güçlü insan çocukluğunda ortak bir paydada buluşur: anlaşılmamak, yalnızlık, duygusal ihmal ya da erken olgunlaşma. Bu koşullar, onları gerçeklikten koparmak yerine, gerçekliğin üzerine ikinci bir katman inşa etmeye iter. Bu katman ise kişiyi ister istemez üretmeye, yaratmaya iter. Hikaye anlatmak, resim yapmak, müzik üretmek, dans etmek, yazı yazmak gibi etkinliklerin hiçbiri “gerçek dünyayı terketmek, kendi hayal aleminde yaşamak ” değildir. Asıl yapılan şudur: Gidemiyorsan, içinde bulunduğun duruma katlanamıyorsan; tüm bunlara yeni bir anlam kat. Zezé’nin yaptığı da tam olarak budur.
Sanatçı da aynısını yapar: Acıyı inkar etmez, onu biçimlendirir. Sessizliği yok etmez, ona bir ses verir. Bu yüzden birçok yaratıcı insan için hayal gücü bir lüks değil, varoluşsal bir gerekliliktir.
“Gider gibi yaparız” cümlesi, hayal kurmanın çocukça bir avuntu değil; bazen hayatta kalmanın tek yolu olduğunu hatırlatır.
Herkesin benzini olmayabilir. Ama bazıları, yolun kendisini hayal ederek yürümeyi öğrenir. Ve işte o anda, hikaye sanata dönüşür.




Daha guzel anlatilamazdi sanirim.Guzel yuregine saglik olsun